NUYAGEVA/ anahtar
Bu çarklar bozbulanık, bu korkular devasa
Kuruyunca ganimet pınarı nuyageva
Sayfası kapanınca başaklar kitabının
Önce kanatlarıyla aldanmış çelebiler
Hür mahkemelerde vurularak son defa
Darağaçlarında aklanmış çelebiler
Bir ülke kurulmuş yeniden nuyageva
Bir gün insanlar bizi taşlar kadar anlasa
Bu çarklar bozbulanık, bu korkular devasa
Ben şimdi bu ülkenin çıplak sokaklarında
Mahşerî çilesine bürünerek hayatın
Işığı arayan parmaklarımla
Siliyorum alnımda ağlayan mühürleri
Bu çarklar bozbulanık, bu korkular devasa
Anadolu sararıyor kalbinde
Kuştüyü döşeklerden usandı ırmak
Şelâle bekliyor karınca alayları
Güneş bize yakındır; sonsuz onlara ırak
O akın, tanyerinden yeniden bir başlasa
O zafer otağ kursa mazlum evlerimizde
Bu çarklar bozbulanık, bu korkular devasa
Bir hülyaydı o gemi, evren yüzlü bir tasa
Dağların arkasını görür gibiyim
Yeniden bir başlasa o sevda akınları
O gemi demirlese karasularımızda
Nuyageva, ağlasak sevincimizden
O geminin direkleri kırılmış
Yelkenleri mirasyedi, hovarda
O geminin adından lügatimizde
“O” kalmış nuyageva
Bu son bekleyişimiz deryada boğulmasa
Bu çarklar bozbulanık, bu korkular devasa
Bir gün farkına varsa devekuşları
Kuma gömdükleri hatıraların
Bir kaptan sahilleri gül suyuyla yıkasa
Salıverip kitap mahkûmlarını
Zindan o gün uykusundan uyansa
Tahtına yürüsem Nuyageva’nın
Kaybolsam ebedi saraylarında
Görülmeden vefasız ayrılıklara reva
Erguvan tebessümü bu derun derde deva
Kalsın artık gecenin kollarında mâsiva
Firavun avcıları çıkıyor şimdi ava
Sürgün dalgalarında hal yetim, dil berheva
Bir gün insanlar bizi taşlar kadar anlasa
Bu çarklar bozbulanık, bu korkular devasa
